Cemil Tugay olayına İzmirliler nasıl bakıyor? | Dr. Serkan Turgut ile söyleşi

06.10.2026 medyascope.tv

6 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın yarın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılması bekleniyor. Kesinleşmiş değil ama çok yüksek ihtimalin böyle olduğu söyleniyor. Bunun İzmir'deki etkileri neler olabilir? Buraya nasıl gelindi? Bütün bunları İzmir'den bir akademisyenle Bayetav'ın Akademik Çalışmalar Koordinatörü Doktor Serkan Turgut'la konuşacağız. Serkan, merhaba.
Serkan Turgut: Merhaba Ruşen hocam. Davet için teşekkürler.

Ruşen Çakır: Eyvallah. Şimdi siz Bayetav'da epey bir zamandır barometre yapıyorsunuz mevsimlere göre ve biz de bunların ardından yayınlar yapıyoruz. Ne zamandan beri yapıyordunuz onu?
Serkan Turgut: 2 yılı geride bıraktık barometre çalışmalarında. En son 8. raporumuzu yayınladık. Her 3 ayda bir mevsim geçişinde İzmir'den Türkiye'ye bakıyoruz. Bir taraftan da İzmir'i anlamaya çalışıyoruz.

Ruşen Çakır: Anladığım kadarıyla o zaman Cemil Tugay'ın başkan seçilmesinin ya hemen öncesi ya hemen sonrasında başladı ve siz tabii ki orada insanlara İzmir'i de soruyorsunuz, belediyeyi de soruyorsunuz, genel olarak siyaseti de soruyorsunuz. Bir de sen zaten İzmir'de yaşayan birisisin. Sürekli sahada birtakım araştırmalar yapıyorsunuz. Öncelikle şunu sorayım: İzmir seçmeni yani olayla ilgili özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönülden oy vermiş olan seçmen — yaklaşık %50 oy almıştı Cemil Tugay — bunu bekliyor muydu?
Serkan Turgut: Aslında bekliyordu diyemeyiz ama öyle bir strateji izleniyor ki hepimiz günün sonunda beklemeye başlıyoruz. Yani bu özellikle mutlak butlan kararından sonra, böyle bir şey gerçekleştikten sonra birçok ilçedeki belediye başkanının operasyonlardan kurtulmayı gerekçe göstererek ya da herhangi bir nedenle partisini değiştirebildiğini gördük ve sürekli de başka bir ile ya da belediyeye ilişkin bir söylem dolaşıma girmeye başlıyor. İzmir'le ilgili de yaklaşık bir 4 aydır belki daha da öncesinden, 2025'te çünkü ben bir kontrol ettim, Cemil Tugay kesinlikle milyonda bir bile ihtimal olmadığını ve geçmeyeceğini ifade etti. Yani mütemadiyen bu tür söylemler dolaşıyor. İzmir için de son 3-4 aydır artık böyle hani ‘‘Geçti geçecek, şeyini imzaladı aslında, doldurdu parti üyeliğini ama AK Parti kabul etmiyor. Erdoğan'ın rızası yok’’ diye böyle şehir içerisinde konuşulmaya başlandı. Yani bir şeyi bu kadar çok sık konuşmaya başlarsanız ve bu belirsizlik uzadığı zaman insanlarda şey de olmaya başlıyor. Böyle enteresan bir artık buna yorgunluk rızası mı diyeceğiz, öyle bir noktaya gelmiş oluyor. ‘‘Ya tamam geçecekse geçsin’’ gibi bir noktaya gelmiş oluyor insanlar. Yani o beklenti bence AK Parti tarafından bu şekilde böyle zamana yayarak insanların o şeyi de bu konudaki, ne diyelim, ‘‘Olur mu böyle şey’’ diyen böyle çok olan bir duygusundan gittikçe olabilir. E oldu olacak. Hatta işte bugün itibarıyla da hepimiz yarın Cemil Tugay'ın parti değiştireceğini biliyoruz, bekliyoruz.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle iki tane husus var. Bir 19 Mart süreci var. Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanının gözaltına alınması, tutuklanması; bir de 21 Mayıs süreci var, o da mutlak butlan kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ne Kılıçdaroğlu'nun devlet tarafından atanması. Şimdi Cemil Tugay olayında her iki sürecin de ayrı ayrı etkili olduğunu söylemek herhalde yanıltıcı olmaz, değil mi? Bir yanda yani soruşturma ihtimali, bir diğer yanda da Cumhuriyet Halk Partisi'nin bölünmesi diyelim. Ki Cemil Tugay o olayın ardından istifa edip bağımsız kaldı mesela. Eğer mutlak butlan olmasaydı böyle bir şey yapamazdı herhalde.
Serkan Turgut: Ya mutlak butlan olayı gerçekten bir kırılma yarattı diyebiliriz. Birçok insan için şu duyguyu oluşturdu; öncesinde muhalif belediyelere yönelik iktidarın baskısı, operasyonları ve mahkeme kararları diye anlamaya okumaya çalıştığımız süreç birdenbire ana muhalefetin kendi içerisinde bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde oy verdiğiniz Kılıçdaroğlu'nun liderliğinde bir mahkeme kararıyla başa gelebildiğini gördünüz. Yani bugüne kadar mahkeme kararlarına itiraz eden, bunların siyasi olduğunu söyleyen, ana muhalefetin liderliğini üstlenen insanların birdenbire bunu kabul edip partinin başına geçmesini ve partinin ikiye bölünme sürecini yaşadık. Ve son o tarihten itibaren gördüğümüz şey ise, en azından kamuoyuna yansıyan unsur ise ana muhalefet kendi içerisinde görüldüğü gibi hiçbir şey yapamıyor. Kavgalı, bölünmüş durumda. Bu durum şeyle birleşince, onun öncesinde var olan iktidarın muhalif belediyelere yönelik operasyonları ve baskılarıyla birlikte okunduğu zaman şu imkanı yaratmış oldu aslında; kendini risk altında gören ya da başka nedenlerle partiden ayrılmak isteyenler için bence bir gerekçe de oluşturmuş oldu. O yüzden mesela takip edin, mutlak butlan kararından itibaren aslında artmaya başladı parti değiştiren belediye başkanlarının sayısı. Çünkü artık şeyde de öyle, tabanın içerisinde de bir şekilde, ‘‘Evet, yapılabilecek bir şey yok. Hani CHP'de mi kalacak, YENİ Parti'ye mi geçecek, bağımsız mı olacak?’’ tartışmalarının içerisinde AK Parti'ye geçmek de seçeneklerden biri haline gelmeye başladı. Ne yazık ki böyle bir etkisi var bunun.

Ruşen Çakır: Peki, senin gözlemlerine göre yaptığınız araştırmalarda doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu konular da gündeme gelmiştir. İzmirliler bu olayın sorumlusu olarak kimi görüyorlar? Yani şöyle, 1.300.000'e yakın insanın oyunu almış, seçmenin oyunu almış birisi. Bir önceki seçime göre bayağı bir oy kaybı var ama bunun nedenlerinin ne olduğunu kestirmek mümkün değil. Bu oyu almış birisi var ve bu kişinin en büyük, bu seçmenin en belki de mesafeli olduğu partiye geçmesi söz konusu. Şimdi burada iktidar mı suçlanıyor? Cemil Tugay'ın kendisi mi suçlanıyor? Ya da onu aday olarak gösterenler mi suçlanıyor?
Serkan Turgut: Yani üç alanda da biz şeyi görebiliriz, bir fatura kesileceğini söylemek mümkün aslında ama ilk etapta tabii ki Cemil Tugay burada topun ucunda. Yani Özgür Özel de son konuşmasında şeye işaret etti; ‘‘Herhangi bir baskıya karşı, operasyon tehditlerine karşı direnen ve cezaevinde olan insanlar, arkadaşlarımız varken bu tehditler karşısında, gidip teslim olan insanlar var. Bunlar haindir.’’ dedi ve doğrudan Cemil Tugay'la ilgili konuşurken bunu söyledi. ‘‘Haindir, hainoğlu haindir.’’ dedi. Çok sert ifadeler kullandı. Birçok insan nazarında da böyle aslında. Yani oy verdiğiniz bir insan var. Bir partiye oy veriyorsunuz aslında. Büyükşehirler o bakımdan farklı. Şu anda aslında biz ilk kez şeyi yaşıyoruz, Aydın örneği de bence müstakil bir örnek; küçük belediyelerden, ilçe belediyelerinden insanların geçişlerine şahit olduk, şimdi böyle üç büyükşehirden birinin belediye başkanı geçiyor. Bu tür yerlerde halk aslında adaydan ziyade belli bir ideolojiye ve belli bir parti programına oy vermiş oluyor. Dolayısıyla Cemil Tugay burada kendisini değil bir partiye verilen oyu alıp başka bir partiye hatta o partinin uzun yıllardır yani çeyrek asırdır kazanamadığı ve de kazanma ihtimalinin de çok zor olduğu bir kentte bunu yapıyor. O yüzden çok sembolik bir yer. Sembolik bir yerde yapıyor. O yüzden çok can acıtıcı bir şeye de dönüşecek İzmirliler için. Ve bunun en büyük faturası da tabii ki Cemil Tugay'a çıkıyor. Birçok insan için partisini ve halkın oyunu satmış, karşı tarafa geçmiş bir durumda olacak. Ama ikincisi, hemen bunu söyledikten sonra insanlar, konuştuğum insanlarda da onu gözlemliyorum, Özgür Özel'e bunu bağlıyorlar. Çünkü doğrudan Cemil Tugay'ın adaylığı... Yani Tunç Soyer’in biliyorsunuz aday olma ihtimali vardı. Buğra, İmamoğlu'nun özel kalemiydi, onun aday olma ihtimali vardı ve İzmir'i bilen bir şahıstı. Burada Cemil Tugay aday yapıldı ve bu aday yapılma Karşıyaka Belediyesi'nde ortaya koymuş olduğu hizmet karnesinin bir sonucu değildi aslında. Lidere bağlılığın bir sonucu olarak, Özgür Özel'e ve İmamoğlu'na bağlılığın bir sonucu olarak ödüllendirilen bir yerdi ve halkın aslında belediye başkanı olarak görmek istemediği bir kişiydi Cemil Tugay. Ona rağmen, halkın iradesine rağmen aday yapılan biri olduğu için birçok insan ‘‘Evet. Buyurun. Siz bütün bunları, yani bizim istemediğimiz kişiyi bize rağmen aday yaptınız. Buyurun, bu da sonucudur’’ diyor aslında. Buradan bence Özgür Özel ve YENİ Parti'nin büyük bir eleştiri yiyeceği ve bunun akıllarda kalacağını göz önünde tutmak lazım. Tıpkı Foça Belediyesi gibi, Saniye Hanım gibi, tıpkı işte Çiğli Belediyesi'nde olduğu gibi; buralar da neredeyse hiçbir zaman AK Parti tarafından yönetilmemiş yerler ve yeni adaylardı bunlar. Özgür Özel'in yeni ‘‘değişmenin öncüsü İzmir’’ diye ortaya koymuş olduğu listenin içerisinden insanlardı. Burada en az sorgulanan kısım ilginç bir şekilde alma ihtimali bir partinin — AK Parti’yi düşünün, Erdoğan’ı düşünün — alma ihtimaliniz olmayan bir şehrin iradesini seçim yoluyla değil seçimlerin üzerinden 2 yıl geçmişken bir transferle almayı kendinize yedirebiliyorsunuz. Yedirebilen bir partinin en az suçlanan taraf olduğunu görüyoruz aslında. Bu seçmen iradesinin bir şekilde yok sayılması, seçimlerle gelen insanların, yani seçimle gelmek dışında seçim dışı yollarla da insanların kurumların başına geçebileceği ve bunu sürdürebileceğini bize defaten gösteren AK Parti'nin seçmeninin ya da partililerin bu konuda bir öz eleştiri vermemesini de belki sorgulamak gerekiyor. İnsanlar ama bunu kanıksadığı için bunu normal kabul ediyor. İşte diyelim ki bir muhalif parti taraftarı, "Evet, AK Parti bunu yapıyor" deyip artık kanıksadı ve neredeyse anlamaktan meşru zemine kayan bir noktada. Ama bence burada sağ kitlenin ve iktidar partisine oy veren insanların da bunu sorgulaması lazım. Çünkü biz ‘‘Cemil Tugay ne yapsın?’’ diye sorduğumuzda Ruşen hocam, ‘‘AK Parti'ye geçsin’’ diyenlerin oranı %20 oranında ve de ‘‘Cemil Tugay'a ne kadar güveniyorsunuz?’’ diye sorduğumuzda AK Partililerin sadece %12'sinin Cemil Tugay'a güvendiğini görüyorsunuz. Yani siz kendi seçmeninizin de aslında güvenmediği ve geçer oy vermediği, desteklemediği, beğenmediği birini tutup transfer yoluyla o şehri yöneten bir belediye başkanına çevirmeye çalışıyorsunuz. Bence bunun da bir şekilde sağ seçmen, iktidar seçmeni içerisinde tartışılıyor, konuşuluyor olması lazım.

Ruşen Çakır: Şimdi AKP'ye geçmesi durumunda İzmir'de neler değişir falan onları da konuşalım. Ama önce bir şeyi de söylemek istiyorum. Bence önemli bir husus. Belediye çalışanları, bir grev olayı yaşanmıştı ve Cemil Tugay orada hani merkez sol vesaire, artık sol zaten değil ama neyse, partinin belediye başkanına çok uygun olmayan bir işçi karşıtı pozisyonlar almıştı, hatırlayacaksın. Bayağı sorunlu olmuştu. Şimdi onun AK Parti'ye geçmesi durumunda, belediye çalışanlarında da bir tedirginlik, işini kaybetme ya da istediği gibi çalışamama gibi birtakım kaygılar söz konusu olur mu? Ne dersin?
Serkan Turgut: Çok haklısınız. Bu grev olaylarıyla zaten belediye çalışanları ve işçileriyle arası açılmış bir belediye başkanıydı. Aslında bu son iki yılı düşündüğünüz zaman Cemil Tugay demin söylediğim Karşıyaka'daki hizmet karnesi nedeniyle de aslında ne il örgütünün ne de belediye bürokrasisinin çok da içine sindirdiği bir kişi olmamıştı. Yani onun da altını çizmek gerekiyor. Belki de bu kadar rahat hareket edip AK Parti'ye geçebilme kararı verecekse bunun altında da bu rahatlık var. Zaten orada çok da istediği noktada değildi. Uzun zamandır da yani YENİ Parti yöneticileriyle de arasında böyle bir ilişki var. Belediye personeliyle de geçen yılki grevlerde çok ciddi bir çatışma yaşadı. Halkla işçileri karşı karşıya getirdi. Hatta işte sendikalar tarafından grev kırıcılığı vesaire üzerinden suçlandı ve gerçekten İzmir halkı açısından da böyle belediye işçilerine... Çünkü orada şeydi; belediye işçileri eşit işe, eşit ücret üzerinden bir greve çıkmışlardı. ‘‘Bize daha fazla maaş verin’’ üzerinden sokaklara çıkmamış, grev yapmamışlardı. Ama burada Cemil Tugay'ın süreci yürütme tarzı, işçilerle halk arasında böyle ciddi çatışma yaratacak bir strateji izlemişti. Cemil Tugay muhtemelen bunlarla hatırlanacak zaten İzmir için. Yani biz Kocaoğlu'nu belki Metro'yla İZBAN'la hatırlayacağız. Tunç Soyer'i kooperatifçilikle, Sakin Şehir’le hatırlayacağız ama Cemil Tugay'ı İzmir halkı büyük ihtimalle bu işçi grevleri ve şey üzerinden hatırlayacak, işçileri işten çıkarmalar ve AK Parti'ye geçiş üzerinden konuşacak. Çalışanlarla konuştuğumuzda, ben oradaki arkadaşlarla da temas halindeyim. Onlarla da konuşuyorum. Uzun zamandır aslında iş yapamayan bir Büyükşehir Belediyesi söz konusu. İnsanlar neredeyse üst düzey bürokratlar imza atmak istemiyor, çekiniyorlar. Bu tabii şeyle ilişkili, Cemil Tugay'la ilişkili değil; bu iktidarın muhalif belediyelerle kurmuş olduğu bu baskı rejimiyle ilişkili. Artık iş yapamaz duruma gelmiş bir belediye söz konusu ve uzun zamandır belediye çalışanlarında da zaten ciddi bir güvensizlik ilişkisi vardı. Yani belediye çalışanlarına güvenmeyen bir başkan var ve başkanın her an kendilerini işten atabileceğini düşünen belediye çalışanları var. O yüzden çok böyle neredeyse bir bekleme odası ve belirsizlik rejimi içerisinde bir belediye yönetiliyordu ya da yönetildiği söylenebilir mi bilemiyorum. Öyle bir durumdaydı. O yüzden bugün belediye çalışanları muhtemelen şey içerisindedir, yani artık bu belirsizlik sona ersin, ne yapıyorsa oraya geçsin durumunda ve de korku da tedirginlik de yükselmiş durumda. Çünkü muhtemelen 20 küsur yıldır AK Parti yönetmediği bir şehri yönetmeye başlayacak. Belki orada personel değişimleri üst düzeyde ve alt düzeyde siyasi angajmanlarla yürüyebilir. İşten çıkarmaların sayısı artabilir vesaire. Bu anlamda hem çok ciddi bir tedirginlik olduğunu biliyorum belediyelerde çalışanlar üzerinde hem de artık bu iş yapamaz durumda olan halden kurtulma durumu var.

Ruşen Çakır: Bundan bahsetmişken yine bir ek soru, bunun devamı gibi: Cemil Tugay'dan geriye nasıl bir miras var? Yani ben çok şikayet duyuyorum ama ilginçtir, onun Karşıyaka belediye başkanlığı hakkında da çok şikayet var. Hatta seninle konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ben o röportaja gittiğimde Cemil Tugay'la, öncesinde ve sonrasında birçok kişi onun Karşıyaka performansının çok da iyi olmadığını ve İzmir'e aday gösterilmesini yadırgadıklarını söylemişlerdi. Neyse, şimdi Karşıyaka'yı bir yana bırakalım ama diğer tarafta 2,5 yıl oldu değil mi neredeyse yani şey.
Serkan Turgut: Evet.

Ruşen Çakır: 2 yılı aştı. Nasıl bir performans? Yani grevi konuştuk ama onun dışında İzmir, çünkü iktidar partisi sürekli İzmir hakkında propaganda yapıyor. İşte çöpler vesaire vesaire. Siz de hep soruyorsunuz, yayınlarda da konuşuyoruz. En sonki yayında hatırlayacaksın, memnuniyetsizlik bayağı artmıştı değil mi?
Serkan Turgut: Evet. %24'le, neredeyse 20 ile 30 bandı arasında Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden memnuniyeti gözlemledik. Böyle inişli çıkışlı dönemler oldu ama memnuniyet çok düşük gerçekten. Bu ana muhalefet seçmeni için de geçerliydi memnuniyetin düşük olması. Bir de son dönemde bir taraftan şeyler de söz konusu yani hakkını da yememek lazım; son iki yıl bütün belediyeler için çok zorlu geçiyor. Kaynakları ortadan kaldırıldı. Özellikle İzmir Belediyesi için şeyi de söylemek mümkün, çöp krizini. İktidarla arasında böyle bir kriz var. Çöp toplama alanlarına izin verilmiyor vesaire. Yani hükümetin çok ciddi yerel ve muhalif belediyelere yönelik baskısının olduğu bir dönemde Büyükşehir Belediyesi'ni yönetmeye çalışıyorsunuz. Tabii orada arkanızda bir kitle de yok. Böyle bir şey de değilsiniz, halkın çok sevdiği ve güven duyduğu bir aday da değilsiniz. Böyle şey esprileri yapılırdı. Ben de Karşıyaka'da ikamet ediyordum o zaman. Yani Karşıyaka'dan çıkıp Büyükşehir'e aday yapıldığı zaman böyle ‘‘ya iyi biz kurtulduk en azından’’ diye espriler dönüyordu etrafta. O anlamda demin söylediğim gibi lidere bağlılık üzerinden bir aday olma yolu açılıyorsa birilerine, liderle ilişkiler bozulduğu zaman da lidere bağlılık ortadan kalktığı zaman da bu tür meselelerin olması an meselesi oluyor. Tutup bir uçtan diğer uca savrulabiliyorsunuz. Bütün şeylerde de var, ne yazık ki ülkemizdeki siyasetin genel durumuyla ilgili bir şey bu. Yani bir uçtan diğer uca rahatlıkla parti değiştirebiliyorlar ve bunun hesabını da soramıyoruz ne yazık ki. Öyle bir durum söz konusu. Cemil Tugay için de bu söz konusu. Yani demin ifade ettiğim gibi, ‘‘Nasıl bir miras bırakacak?’’ dediğimizde çöp kriziyle, işçi çıkarmalarla, grevlerle, sel sularıyla mı hatırlanacak? Belki de işte bu önümüzdeki iki yılı bilemiyoruz tabii, AK Parti'ye geçerse AK Partili belediye başkanı olarak neler yapacağıyla da ilişkili olabilir.

Ruşen Çakır: Peki hakikaten ne değişecek? Şimdi büyük bir ihtimalle, daha önceki belediye başkanları hep şey diye açıklama yaptılar AKP'ye geçenler biliyorsun, en son Çiğli de yaptı, Tuzla da yaptı; işte ‘‘daha iyi hizmet verebilmek halkımıza’’ vesaire vesaire. Gerçekten böyle bir beklenti de var mı? Yani İzmirliler ‘‘Ya adam geçti, en azından devlet engel çıkartmaz, işler biraz daha iyi gider’’ gibi bir beklenti olabilir mi? Ve bu hakikaten hayata geçebilir mi?
Serkan Turgut: Şimdi şöyle ifade edeyim. Biz iki barometre önce, 6 ay önce İzmirliye şunu sorduk, o zaman CHP, YENİ Parti ayrılmamış durumda, ‘‘İzmir’i CHP dışında bir partinin yönetmesini ister misiniz?’’ Burada olumlu şey yapanların, olumlu bir şekilde yani ‘‘değişmesini isteriz’’ diyenlerin oranı %55'ti. Yani aslında uzun süredir İzmir altyapısı açısından çok iyi durumda değil. Trafik problemi yoktu ortada, artık çöp problemi var. Kaldırımlar, yollar problemli. Ciddi bir yapı stoğu problemi var. Dolayısıyla İzmirli aslında uzun süredir şeyde böyle, hani CHP tarafından yönetiliyor olmaktan yani muhalif bir parti tarafından yönetiliyor olmanın mutluluğunu yaşamıyor. O yüzden böyle sorduğunuzda, ‘‘ya keşke CHP dışında biri İzmir'i yönetse’’ diyebiliyor. Buna ilişkin ankette kararını verebiliyor. Ama oy vermeye gelindiği zaman karşısında AK Parti ve CHP'yi gördüğü zaman da AK Parti'ye belirli kaygılarla oyunu veremiyor. Böyle bir durum var, açmaz var CHP içerisinde. Şimdi biz neyi görebiliriz burada? Muhtemelen, hızla mesela çöp krizi gibi, yollar gibi birçok böyle seçmenin çok hızlı farkına varacağı değişimleri, iyileşmeleri görebiliriz şehir içerisinde. Bu da İzmirliyi mutlu edecektir tabii günün sonunda, bunların gerçekleşmesi. Ama, iki yıl çok da makro projelerin hayata geçirilmesi açısından yeterli bir zaman değil. Artı burada şu da tartışılıyor insanlar arasında Ruşen hocam, yani buraya gelip iyi bir hizmet performansı ortaya koyup, ‘‘Bakın AK Parti belediyeciliği şöyle, bundan sonra oyunuzu bize verin, bizden korkmanıza gerek yok’’ deyip bir sonraki seçimi kazanmak için mi, 2029 seçimlerini kazanmak için mi yapılan bir hamle bu diye soracak olursak insanlar şunu da düşünüyor; ‘‘Ya AK Parti'nin kazanma ihtimali yok zaten bu şehirde.’’ Kazanabilme ihtimali için de bu eylemi yapmıyor aslında şu anda. Belki de şey yapıyor işte bir taraftan, ‘‘Bakın muhalif partileri böyle bir topluluk, hem suça karışmış durumdalar hem de herhangi bir baskı altında hızla birbirini satıp, partisini satıp tam uç tarafa geçebilecek nitelikte’’ deyip insanları böyle göstermeye çalışıyor. Yani bu sizin zihninizde AK Parti'nin karşıtı ve ülkeyi yönetebilecek bir alternatif olamayacağını size göstermeye çalışıyor, iddiası çok yüksek. Bir bu var. Bir taraftan da bu da tabii kaygı özellikle sosyal demokrat çevrelerde. İzmir için çok böyle makro projeler vardı. Çeşme, İnciraltı, Karaburun gibi liman projesi. Bunlar böyle çok yerel yönetimlerle merkez iktidar arasında problem olan ve büyük rantın aslında döneceği, çevresel yıkıma neden olacağı düşünülen birçok şey vardı. Ya da İzmir Çukuru dediğimiz çok büyük bir alan var şehrin merkezinde. Burada hızla iktidarın kaynak transferi yapacağı ve bu tür makro, rant getirecek kararlara hızla imza atacağını düşünen geniş bir kesim var. Yani şey düşünülmüyor, AK Parti buraya gelip iyi hizmet verip bir sonraki seçimi kazanmaya çalışmayacak. Hızla aslında İzmir'e çok daha böyle uzun vadeli zarar verecek işleri hayata geçirmeye çalışacak diye bir düşünce var.

Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sorayım. AKP'nin en büyük hedeflerinden birisi ne yapıp ne edip İzmir'i kazanmak. Biliyoruz bunu. Uzun bir dönem olabildiğince İzmirlilere sempatik olabilecek adaylar çıkartmaya çalıştılar. En son Hamza Dağ daha parti içerisinden ama genç, dinamik birisi olarak denedi. Yine olmadı. Şimdi transfer yoluyla İzmir'i ele geçirmeleri söz konusu. Muhtemelen böyle olacak. Bu bize bir sonraki seçim için ne söylüyor olabilir? Yani bu AKP'nin bir sonraki seçimde İzmir'i alabilmesinin önünü açacak bir hamle olabilir mi yoksa nafile bir çaba mı?
Serkan Turgut: Ben Cemil Tugay'la bunu yapabileceğini düşünmüyorum. Onu söyleyebilirim. Ama bir taraftan da şu var. Yani Hamza Dağ %37 oy aldı. Yani bunlar düşük oylar değil. 10 kişiden dördünün neredeyse oyunu alabilen bir gelenekten bahsediyoruz. Hatta İzmir için hep böyle şeyi de tartışırız ya sol mudur, değil midir? Solun kalesi midir? Baktığınızda 1950, 54, 57, 61 neredeyse 77 yılına kadar 27 yıl boyunca %65 sağ, %35 solun oy alabildiği bir yer. Ya da işte şeye baktığınız zaman 83 yılından 99 yılına kadar Özfatura, DP, ANAP geleneği ve arada Yüksel Çakmur var. Yine sağın olduğu bir yer. 2000 sonrası da aslında AK Parti döneminde de 2011'lere 15'lere kadar şehrin yarısının, topladığınız zaman, sağ partilere oy verdiği bir yer. O yüzden şu anda mesela AK Parti yarın Cemil Tugay'la bu şehri yönetmeye başladığı zaman çok da boşlukta eylemiş olmayacak. Yani bir kitlesi var burada. %30 dersiniz, %20 de belki sekülerlik üstünden yine sağ reflekslere sahip insanlardan oluşmuş olacak. Fakat ben şunu ifade etmek isterim. Yani milli irade diye başa gelen insanlar yerel yönetimlerin önemini ifade eden, seçimlerin önemini ifade eden bir geleneğin kazanmadığı hatta son 22-24 yıldır siyasal olarak kendi muhalifi olan bir şehrin yönetimini bu şekilde ele geçirmemeli. Bunu da içine sindirmemeli diye düşünüyorum. Çünkü bu bir taraftan seçmen iradesini yok saymak, seçimleri anlamsız hale getirmek, bu haliyle de bir oy gaspı anlamına geliyor. Şunu da çok rahatlıkla ifade edebilirim. Bugün İzmir, yani böyle bazı yorumcuları dinlerken işte ‘‘AK Parti İzmir Kalesi'ni aldı’’, işte ‘‘kalenin içeriden anahtarı belediye başkanı tarafından verildi’’ gibi böyle çok yorumlar yapılıyor ama bir kale fethedilmiş de değil Ruşen hocam. Siz sadece aslında şeyi almış oluyorsunuz, yani bir kurumu, bir koltuğun yönetimini ele geçirmiş oluyorsunuz. Şeyi anmıyorsunuz, yani İzmir AK Parti'ye geçmedi. İzmirli AK Partili olmadı. Olamaz mı? Olabilir. İşte tarihsel geleneğinden bahsediyorum. İyi adaylarla, iyi hizmetle pekâlâ ve CHP'nin bu kötü belediyecilik performansıyla çok rahat alınabilecek bir şehir. Ama bu yollarla aldığınız zaman kısa vadede siz bir koltuğu almış olursunuz; ama uzun vadede insanlarda o tepkiyi ve güvensizliği beslemiş olursunuz seküler kesim içerisinde. Bunu şu örnekle de kapatmak isterim. Neredeyse 10 küsur yıldır, 20 yıla yakın bir zamandır Diyarbakır Belediyesi'ni şeyler yönetmiyor, değil mi? Yani bu son seçim öncesine kadar düşünecek olursak Kürt hareketi, DEM Parti, HDP geleneği yönetmiyordu. Kayyumlar yönetiyordu. Yani siz Diyarbakır Kalesi'ni almış olmuyorsunuz o zaman da. Sadece Diyarbakırlının belediyesini siz yönetmiş oluyorsunuz. Tıpkı bir valilik gibi devlet kurumuna dönüştürmüş oluyorsunuz. Yani yerel yönetimleri ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Yarın Cemil Tugay da muhtemelen geçecek. Yani bu gece bir şey olmazsa, ne diyeyim, böyle rüyasında beyaz saçlı dede karşına geçip ‘‘yapma’’ demezse geçecek ama İzmir AK Parti'ye geçmiş olmayacak. Sadece yerel yönetimler ortadan kalkmış ve valiliğe bağlanmış olacak.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sorayım ve bitirelim. Şimdi yarın geçmesini bekliyoruz. İsmail Saymaz hatta saat bile verdi, ‘‘11.30'da AK Parti genel merkezinde olacak’’ dedi. Yarınki grup toplantısını genel merkezde yapıyor Erdoğan nedense. ‘‘Girecek’’ dedi. Diyelim ki girmedi yani yarınki şeyde. Daha önce biliyorsun ‘‘Keçiören belediye başkanı girecek girecek’’ dendi. Aylar sonra girdi. Her hâlükârda girmediğini varsayalım. Hiç girmeyeceğini varsayalım. Bağımsız kalacağını varsayalım. Ama bu Cemil Tugay için herhalde, en azından İzmirliler nezdinde Cemil Tugay için kötü bir sınav değil mi?
Serkan Turgut: Kesinlikle öyle. Bir süredir şey konuşuluyor, yani bizim o barometre verileri de onu gösteriyor; Cumhur İttifakı taraftarı da kendi cenahında görmek istemiyor. Dolayısıyla AK Parti'nin de bunu stratejik olarak yapmak istemediği, yani çünkü Cemil Tugay'ı belediye başkanı olarak almanın kendilerine fayda getirmeyeceği görüşü nedeniyle aslında yapılmadığı fikri çok hakimdi şehirde. Yani bir süredir zaten İzmirli için Cemil Tugay şeye geçmiş durumda. Çünkü söylediklerini gerçekleştirmiyor. Yani YENİ Parti, CHP'den ayrıldığı zaman şeyi söyledi; ‘‘Hızla yeni bir parti kurulmalı. Kurulduğu zaman oraya geçerim’’ dedi ama kuruldu ve geçmedi Cemil Tugay. Cemil Tugay bir süredir söylediği şeyleri yapmıyor ve aşama aşama sanki böyle son Haziran ayından başlayarak adım adım seçmeni kendisinin geçişine hazırlıyor gibi. Bu noktadan sonra geçmese bile, diyelim ki AK Parti istemedi ya da Cemil Tugay bu gece geçmekten vazgeçti, bunun hiç kimseyi tatmin edeceğini de düşünmüyorum açıkçası. Yani bir şekilde birçok insanın nazarında Cemil Tugay iyi bir sınav vermedi. Partisinin telefonlarına bile cevap vermiyor. Yani il örgütü temas kuramıyor, parti temas kuramıyor, lideri temas kuramıyor. Bu İzmir için iyi bir şey de değil. Yani İzmir Belediyesi şu anda paralize edilmiş durumda aslında. Bu anlamda yani ya Cemil Tugay tekrar partisiyle barışacak, lideriyle barışacak ve öz eleştiri verip çalışmaya devam edecek ya da bunları anlatacak. Neden böyle bir yola tevessül ettiğini anlatacak. Ya da AK Parti'ye geçip orada bir süre bir sonraki seçime kadar görevini sürdürmeye çalışacak.

Ruşen Çakır: Çok sağ ol Serkan. Verdiğin bilgiler, yaptığın yorumlar için teşekkürler.
Serkan Turgut: Ben teşekkür ediyorum Ruşen hocam.

Ruşen Çakır: Evet, Cemil Tugay'ın yarın AK Parti'ye geçmesi bekleniyor. Peki İzmirliler bu konuda ne düşünüyor? Belediye çalışanları ne düşünüyor? Geçmesi halinde neler değişir? Neler aynı kalır? Bütün bunları Bayetav, İzmir'deki Bir Arada Yaşarız Vakfı’nın Akademik Çalışmalar Koordinatörü Doktor Serkan Turgut'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
08.10.2026 Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!
07.10.2026 Cemil Tugay milleti mi seçecek devleti mi?
06.10.2026 Cemil Tugay olayına İzmirliler nasıl bakıyor? | Dr. Serkan Turgut ile söyleşi
06.10.2026 Öcalan'a kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı